28 Mart 2026 - Cumartesi

Sahip Olduğun, Bir Başkasının Duası Olabilir mi?

​Hayatın bitmek bilmeyen koşturmacası içinde hepimiz bir şeylerin peşinden koşuyoruz. Daha konforlu bir ev, daha hızlı bir araba, daha yüksek bir makam… Ancak bu arayışın

Yazar - Ali Kılıç
Okuma Süresi: 4 dk.
Ali Kılıç

Ali Kılıç

-
Google News

*Sahip Olduğun, Bir Başkasının Duası Olabilir mi?* 

​Hayatın bitmek bilmeyen koşturmacası içinde hepimiz bir şeylerin peşinden koşuyoruz. Daha konforlu bir ev, daha hızlı bir araba, daha yüksek bir makam… Ancak bu arayışın içinde çoğu zaman kaçırdığımız devasa bir gerçek var: Şu an sahip olduğumuz ve "sıradan" gördüğümüz pek çok şey, dünyanın bir yerinde bir başkasının en büyük duasıdır.
​Japon aktör Hiroyuki Sanada’nın insan doğasındaki çelişkileri anlatan tespiti, aslında bizim kadim medeniyetimizin yüzyıllardır vurguladığı "kanaat" ve "şükür" hakikatine kapı aralıyor.
​ **İlahî Bir İkaz:* *Şükür ve Ziyadelik** 
​Yüce Kitabımız Kur'an-ı Kerim, şükrün sadece bir teşekkür değil, hayatın bereket anahtarı olduğunu şöyle müjdeler:
​"Hani Rabbiniz şöyle duyurmuştu: 'Andolsun, eğer şükrederseniz elbette size (nimetimi) artırırım...'" (İbrahim Suresi, 7. Ayet)
​Peygamber Efendimiz (s.a.v.) ise bakış açımızı şu muazzam ölçüyle düzeltir: "Hayat şartları sizinkinden daha aşağı olanlara bakınız; sizden daha iyi olanlara bakmayınız..."

 *Büyükşehir Hengamesi ve "Ertelediğimiz Hayaller"* 

​Meselenin bir de modern zamanlara has, içimizi sızlatan bir boyutu var. İstanbul’un, Ankara’nın o bitmek bilmeyen trafiğinde, beton yığınları arasında ruhu daralan kaç hemşehrimiz var?
​Birçoğumuzun zihninde aynı tablo: "Hele bir emekli olayım, Şalpazarı’nda, Ağasar’ın o mis gibi havasında, köyde, yayladaki evimde uyanacağım." Trabzon’daki evin anahtarı cebimizdedir, bahçedeki fındığın dalı bizi bekler ama biz "çocukların okulu", "işin yoğunluğu", "şu taksit bitsin" derken o hayalin kapısından bir türlü giremeyiz.Ağasar’ın Sisi mi, Şehrin İsi mi?
​Buradaki en büyük ironi şudur: Sizin "bir gün gideceğim" diye beklettiğiniz o köy, yayla evi, bugün bir başkasının her gece rüyasına giren, "ah orada bir nefes alabilsem" dediği en büyük hayalidir. Sahip olduğumuz o evin, o toprağın kıymetini ancak uzağındayken ya da sağlığımızı kaybettiğimizde anlıyoruz.
​ *Alışmak, Körleşmektir* 

​Modern insanın en büyük imtihanı "alışmaktır." Sağlığımıza, soframızdaki ekmeğe, hatta sahip olduğumuz o muazzam memleket değerlerine alışıyoruz. Oysa bir lokma ekmek için her şeyini vermeye hazır birinin olduğu bu dünyada; ya da bir nefes Karadeniz havası için yanıp tutuşan bir hastanın gözünde, bizim "sıradan" gördüğümüz o yayla evi bir cennet köşesidir.
​ *Sonuç: Hayaller Başka, Gerçekler Başka mı?* 
​Zaman, biz planlar yaparken hızla akıp gidiyor. En güzel, en sağlıklı yaşlarımızı "ileride yaşayacağımız güzel günler" için feda ediyoruz. Oysa mutluluğun sırrı, ulaşılamayanın peşinde helak olmak değil, eldekini onurlandırmaktır.
​Bugün aynaya baktığınızda veya o meşhur büyükşehir trafiğinde bunaldığınızda kendinize şu soruyu sorun: "Bugün benim sahip olduğum ama 'vaktim yok' diyerek kıymetini bilmediğim hangi nimet için bir başkası her şeyini vermeye hazır?"
​Cevabı bulduğunuzda, sadece şükür kapısı değil, o ertelediğiniz hayatın kapısı da aralanacaktır. Unutmayın; en güzel zaman, "keşke" demediğiniz andır.

#
Yorumlar (0)