Haber Detayı
14 Şubat 2016 - Pazar 20:59 Bu haber 384 kez okundu
 
NEREYE GİDİYORUZ ?
BÖLGEDEN Haberi
NEREYE GİDİYORUZ ?

NEREYE GİDİYORUZ !!! Nereye gidiyoruz sahiden… “İncire, zeytine, Sina dağına ve şu Emin beldeye yemin ederim ki”, diye başlayarak tam dört kez yemin ettikten sonra “biz insanı en güzel biçimde yarattık.”  (Tin Suresi 1-5) Buyuran rabbimiz bizlere bir soru soruyor: “(Ondan yüz Çevirip) Nereye gidiyorsunuz”? (Tekvir Suresi 26. Ayet) Bu soru üzerinde uzun uzun düşünmeli,  herkes kendisine sorduktan sonra cevaplamaya çalışmalı. Benim de düşündüğüm, düşünmeye çalıştığım, cevabını vermekte zorlandığım bu soru son zamanlarda ortaya çıkan bir takım hadiselerle farklı bir boyut kazandı diyebilirim. “En güzel surette yaratılan insan” nasıl olurda insanlıktan çıkabilir Nasıl olurda ortalığı bir birine katabilir Nasıl olurda gözlerini kan bürümüşçesine ortalığı kana bulayabilir? Diye düşündüm. Hem de hiçbir suçu ve günahı olmadan, hem de Adaleti sağlamak için, hakkı sahibine teslim etmek için gece gündüz çalışıp alın teri dökerek evine ekmek götürmek için çabalayan bir kimsenin kanını dökebilir. Hem de Allah korkusunu içine sindirmiş terazisini şaşırdığında vebalinin altında kalacağını bilen bir kimsenin kanını. Hem de “Allahʹın mescitlerini ancak Allahʹa ve ahiret gününe iman eden, namazı dosdoğru kılan, zekâtı veren ve Allahʹtan başkasından korkmayan kimseler imar eder. İşte doğru yola ermişlerden olmaları umulanlar bunlardır” (Tevbe 18) ayetini bilen ve adliyeye gelip te namaz kılmak istiyorum diyenlere hizmet için mescit açan bir kimsenin kanını. Hem de halkın huzur ve mutluluğunu kendi huzur ve mutluluğundan daha önde tutabilecek bir anlayışı hayat felsefesi hale getiren ve bu uğurda da canını feda ederek Şehitlik mertebesine erişen birinin kanını. Hemde “Kim bir mümini kasten öldürürse, cezası, içinde ebedî olarak kalacağı cehennemdir. Allah ona gazab ve lanet etmiş ve onun için büyük bir azab hazırlamıştır.”(Nisa 93)  ayetinin şiddetli tehdidine rağmen. Bir insanın kanını dökmek bir sineği öldürmek kadar basit hale gelmişse “insanlığı” yeniden gözden geçirmemiz “insani değerler” üzerinde yeni bir parantez açmamız lazım. Yaptıklarımız yanımıza kar kalır diye düşünenler varsa aldanmasınlar. Her ne yapmışlarsa mutlaka yaptıklarının hesabını vereceklerdir. Bundan kurtuluş yoktur. “Biz her insanın yaptıklarını boynuna doladık. Kıyamet gününde onun için yaptıklarıyla içi dolmuş bir kitap çıkarırız ki, o kitap açılarak;  kitabını oku, bu gün sana karşı bir hesap görücü olmak bakımından nefsin yeter (denilir).ˮ (İsrâ Suresi,13, 14). İnsanın bizzat kendisi duyacağı pişmanlıklardan dolayı “Bunları ben mi yaptım, eyvahlar olsun ki bunları nasıl işledim” diye kendisiyle hesaplaşmaya başlayacak ama bu işin geri dönüşü olmayacaktır. Hadi diyelim bunları yapacak kadar gözü dönen kimseler; kalpleri mühürlenmiş, Gözleri kör, kulakları sağır, Allah bilmez, Peygamber tanımaz, Kurandan bize ne diyenlerdir. Ne yapsan ne etsen artık fayda vermez diyelim. Peki, Müslümanlığı, kardeşliği, dostluğu, hiç kimseye bırakmayan kalpleri pırıl pırıl olan dört dörtlüklere, Müslümanlara yani bizlere ne demeli. “Oʹnun ilmi dışında bir yaprak bile düşmez. O yerin karanlıkları içindeki tek bir taneyi dahi bilir” (Enam 59)  buyuran rabbimizi bildiğimiz halde, Bizleri 24 saat değil ömrümüz boyunca adeta kamerayla gözetim altında tuttuğunu bildiğimiz halde, Mevla’mızın buyruklarını neden umursamıyoruz?. O “Hep birlikte Allahʹın ipine (İslâmʹa) sımsıkı yapışın; parçalanmayın. Allahʹın size olan nimetini hatırlayın” (Ali İmran 103) buyurdu, biz Kurandan uzaklaştık, Aynı Kur’an’ı okuduğumuz halde, Aynı kıbleye yöneldiğimiz halde, omuz omuza saf tuttuğumuz kardeşimizle iki kelam etmeye hasret olduk. 3 günden fazla küs durması haram olanlar olarak üç gün bir birine tahammül edemiyoruz. O “Mü’minler ancak kardeştirler. Öyleyse kardeşlerinizin arasını düzeltin. Allah’a karşı gelmekten sakının ki size merhamet edilsin.” (Hucurat 10) buyurdu. Biz merhamet edilelim diye her daim bağrımıza bastığımız, ihtilafa düştüğümüzde aramızı düzeltmeye çareler ararken bu kardeşlerimizin bize kalleşliğe soyunduğuna şahit oluyoruz. O “Ey iman edenler! Allah’a itaat edin. Peygamber’e itaat edin ve sizden olan ulu’l-emre (idarecilere) de itaat edin.  Herhangi bir hususta anlaşmazlığa düştüğünüz takdirde, Allah’a ve ahiret gününe gerçekten inanıyorsanız, onu Allah ve Resulüne arz edin Bu, sizin için daha iyidir, sonuç bakımından da daha güzeldir” (Nisa 59) buyurdu. Bizden diye düşünüp muhabbet beslediğimiz kardeşlerimizin Bizden olmayanları otorite olarak görüp onlara hizmet ettiğini, bizden olan idarecilere başkaldırdığına şahit oluyoruz. O “Sizden, hayra çağıran, iyiliği emredip kötülüğü meneden bir topluluk bulunsun” (Ali İmran 104)  Buyurdu. Bizler ise Tam aksine kötülükleri emreden İyilikleri Yasaklayan, Tv lerde Gazetelerde, Radyolarda adeta “Kötülükler yarışması” açıp kötülükleri, çirkinlikleri, ahlaksızlıkları özendiren ve bunlarla da çağdaş bir toplum olacağını zannedenlere kendi ellerimizle destekler veriyor, alkışlıyoruz. O “Ey inananlar! Hayat verecek şeylere sizi çağırdığı zaman, Allah ve Resulüne uyun. Ve bilin ki, Allah kişi ile onun kalbi arasına girer ve siz mutlaka onun huzurunda toplanacaksınız.” (Enfal 24) Buyurdu. Biz ise bize hayat veren hayat suyumuzu kendi ellerimizle kesiyoruz. Bir Nesil “Allahü Ekber” nidasını duymak için bu memlekette 18 yıl bekledi. Hayat veren kaynağımız Kur’an’ı Kerim bir dönem ancak Ahırlarda öğretilebildi, öğrenen ve öğretenler yakalandığında türlü işkencelere maruz kaldı. İmanlı bir neslin yetişmesinde öncülük eden Eğitim kurumlarımız Başta İmam hatip Liselerimiz olmak üzere içimizden birileri diye düşündüğümüz idareciler tarafından “köklerinin kazınması” tehdidiyle karşı karşıya kaldı. Uydurulan hayali bir “İrtica” yaftasıyla nefes alamaz hale getirildik. Cemaatle namaz kılan öğrencilerimizi Ana haber bültenlerinde korku filmi müzikleri eşliğinde “Suçlu” ilan edilirken ses çıkarmadık, çıkaramadık. Say say bitmez... Artık bunlardan ibretli dersler çıkarmamız gerektiğinin farkına varmamız gerekiyor. Çünkü Merhum İstiklal şairimiz Mehmet Akif ERSOY’ un dediği gibi “Tarih’i” “tekerrür” diye tarif ediyorlar; Hiç ibret alınsaydı, tekerrür mü ederdi? .İbret alınmazsa Tarih hep tekerrürlerden ibaret hale gelir. Şimdi “Nereye Gidiyoruz” sorusundan çıkarımlar yapıp artık kendimize dönme zamanımızdır. Haksızlıklarla mücadele Âdem as. oğulları Habil ve Kabil ile başlayıp kıyamete kadar devam edeceğine göre biz “Hak” için mücadele edenlere haklı desteğimizi her zaman vermemiz inancımızın gereğidir. Hz. İbrahim’e su taşıyan karınca misali. Yeryüzünde nerde bir haksızlık varsa, İnanan Mümin Kardeşlerimize nerede bir sıkıntı yaşatılıyorsa biz orada olmalıyız. Yüreğimizle, Maddi ve Manevi desteğimizle. Dualarımızla… Oyunlar aynı oyun, Tuzaklar aynı Tuzak. Belki Aktörler, mağdurlar ve mazlumların ismi değişiyor. Merhum Arif Nihat Asya şöyle diyor; Yeryüzünde riyâ, inkâr, hıyanet Altın devrini yaşıyor... Diller, sayfalar, satırlar “Ebu Leheb öldü” diyorlar. Ebû Leheb ölmedi, yâ Muhammed Ebû Cehil kıt’alar dolaşıyor! Hak ile batılın mücadelesi hiç değişmiyor. Bu bizim davamız, Bu bizim inancımız. Buna inananlar şu müjdeyi unutmasınlar; “Gevşeklik göstermeyin, üzüntüye kapılmayın. Eğer inanmışsanız, üstün gelecek olan sizsiniz” (Ali İmran 139) Selam ve Dualarımızla Hasan DEMİRCİ [hasandemirci1@hotmail.com , @hasandemi ]            
Kaynak: (İHA) - İhlas Haber Ajansı Editör: Hakan Yakın
Etiketler: NEREYE, GİDİYORUZ, ?,
Yorumlar
Haber Yazılımı