google-site-verification=wgtbr02JT7dYyZ1IBRDtqtQdIxvWvgm3_rEV0b7tYNc
Haber Detayı
03 Nisan 2016 - Pazar 00:06 Bu haber 361 kez okundu
 
Araştırma
BÖLGEDEN Haberi
Araştırma

Zihni olarak, bir beyaz kâğıdı yırtıp, tekrar birleştirmeye çalıştığımızda parçaların birleşim çizgisini kaldıramayız. Zihnimiz, etkilendiği her şeyi kaydeder. Bu durum çocuklarda ve gençlerde daha hassastır ve izleri de daha derindir. Genelde Türkiye, özelde İstanbulʹda gerek sınıf açılmak suretiyle, gerekse alt yapı yetersizliği dolayısıyla, müfredat farklılığı olan birçok okul, aynı binayı kullanıyor. Bu durumda olan bazı İmam Hatip Orta Okulu ve liseleri de var. Bu okullara çeşitli cemaat vakıfları tarafından öğle yemeği veriliyor. Sorun; “hayır amaçlı” bu yemeklerin bazı okullarda, aynı bina içinde yalnız İmam Hatip öğrencilerine verilmesidir. Bu şekilde uygulamanın yapıldığı bir İmam Hatip Okulu müdürüne sorulduğunda “vakıf bu yardımı yalnızca İmam Hatip” öğrencilerine yapıyor, bu bizim planlamamız değil” diyor. Bırakalım bir İslami vakfı, ortalama bir akıl ve ahlak sahibi her insan, bu uygulamadaki ayrımcılığı, haksızlığı hisseder ve bunu daha baştan teklif etmez. Ya ölçeği düşürüp herkese verir ya da hiç vermez. Fakat adı İslami de olsa aklın ve izanın pek taraftar bulamadığı birçok cemaat ve vakfın olduğunu göz önüne aldığımızda onlardan böyle bir talebin gelmesini pedagojik formasyon eksikliği olarak izah eder geçebiliriz ancak, okul müdürünün buradaki çarpıklığı görememesine ne diyeceğiz. Toplumun önemli bir bölümü çocuklarını İmam Hatip Okullarına “beşeri temel bilimler ve felsefenin yanında, normal okullardan biraz daha fazla dini bilgi edinsin ve İslami bir ahlakta kuşansın” diye gönderiyor. Bu mu dini formasyon ve İslami ahlak? Okul ve kişi ismi vermeksizin bu konuyu dile getirdiğim, on on beş idareci arkadaşın bulunduğu bir ortamda kendi okul binasını başka bir lise ile paylaşan bir İmam Hatip Lisesi müdürü arkadaş “bu sene başında benzer bir teklif aynı şartlarda bir cemaat vakfı tarafından bana da geldi. Ben iki lisenin toplam listesini verince yardımdan vazgeçtiler” dedi. Ben de bu kıymetli eğitim idarecisini tebrik ettim. Eğer bir misyoner teşkilatı Türkiye toplumunu yakın gelecekte birbirine güvensizlik içine sokmak isteseydi, toplumun en az bir bölümünü İmam Hatiplilere ve onların nezdinde İslamʹa karşı bir nefret duygusu ile yetiştirmek isteseydi tam da bu tür uygulamalar yapardı. Düşünün ki; bir öğrencinin cebinde simit alacak parası yok. Aynı devletin, aynı kurum çatısı altında bazıları her gün, gözünün önünde yemek yiyor. Çocuk bunun kaynağının kim olduğuna bakmaz. Kaldı ki baksa düşmanlık halkasına bir de o yemeği veren cemaati ekleyecektir. Daha da ötesi, bu şartlarda yemek yiyen öğrencilerin bu ayrımcı iltiması ve mide bulandırıcı sınıfsal seçkinciliği reddetmesi gerekirdi! Anaokulu öğrencileriyle yapılan bir deneyde; rastlantısal olarak çocuklardan birine iki adet olmak üzere, herkese birer adet çikolata dağıtılıyor. Çocuklardan bazıları iki çikolata alan çocuğa saldırıyor ve bazıları da huzursuzluk çıkarıp, mızmızlanmaya başlıyor. “Adaletsiz Dağıtım Deneyi” olarak internette de yayınlanan bir deneyde de, birbirini gören iki maymuna bir deniz kabuğu karşılığında, birine beyaz diğerine siyah aynı büyüklükte çikolata veriliyor. Diğerine farklı bir şey verildiğini gören maymun, kendisine verilen çikolatayı verene fırlatıyor ve eliyle yere vurarak adaletsizliği protesto ediyor. Geçen yıl büyük kızım dolayısıyla Kadıköy İmam Hatip Lisesi mezuniyet törenine katılmıştım. Masalarda Üsküdar Belediyesiʹnin kâğıt örtüleri vardı. Sorduğumda ikramların Üsküdar Belediyesi tarafından sağlandığı söylendi. Burası Kadıköy, neden Kadıköy Belediyesi değil de Üsküdar Belediyesi ikram ediyor diye sorduğumda, kırk yıldır Kadıköyʹde yaşayan muhterem bir hanımefendi biraz da istihza ile “hocam Kadıköy Belediyesi elinden gelse İmam Hatip Liselerini kapatacak” demiş ve sözü bitirmişti… Üsküdar Belediyesiʹnin İmam Hatip okullarına verdiği destekleri şükranla anarken, bu sene yine idareci arkadaşlar; “Üsküdar Belediyesinin yalnızca İmam Hatip Okullarına yardım yapıp, diğerlerini yok saydığı” gibi bir kanaatin olduğunu söylüyorlar. İnşallah bu doğru değildir. Doğruysa tersinden Kadıköy Belediyesinin hataları tekrar ediliyor demektir. Doğruysa olgu, yanlışsa imaj mutlaka düzeltilmelidir. Bu sorunların kaynağı açıktır. Kamu hizmetleri için personel atamalarının meritokratik (yetenek tabanlı liyakat) yerine “yakınlıklar” ve kişiye sadakat üzerinden yapılması, sistemin yapısal sorunları ile alt yapı sorunlarının karıştırılıyor olması, kifayetsiz muhterisleri eleyecek bir personel rejiminin kurulmamasıdır. Kifayetsiz muhterislerin, söylem ve eylemleri toplumda ayrıştırıcı bir mekaniği işletiyor. Dışlama ve dışlanma duygusu üzerinden beslenen yıkıcı duygular, toplumsal fay hatlarını derinleştiriyor. Bilinmelidir ki; her ötekileştirme önce ötekileştirenin temsil ettiği yüksek değerleri harcar. Nereden başlamalı diye sorulacak olursa, “liyakat” derim ve liyakatin de diploma ve sınav geçebilme becerisinden ibaret olmadığını hatırlatmak isterim…
Kaynak: (Ş.G) - Şalpazarı Gündem Editör: Şalpazarı Gündem
Etiketler: Araştırma,
Yorumlar
Haber Yazılımı