google-site-verification=wgtbr02JT7dYyZ1IBRDtqtQdIxvWvgm3_rEV0b7tYNc
Haber Detayı
01 Nisan 2016 - Cuma 00:00 Bu haber 404 kez okundu
 
Aman Allah’ım!
BÖLGEDEN Haberi
Aman Allah’ım!

İnsanlık bombalı saldırıların arttığı bir dönemi yaşıyor. İstanbul’da araba kullanılarak yapılan ilk bombalı saldırıyı düşünüyorum: O günden bu güne hemen hemen hiçbir şeyin değişmediği anlaşılıyor. Yine bomba, yine akan kan ve kaybedilen canlar… En önemlisi de yeryüzündeki huzur ve güvenin artık unutulmaya başlanması! O zaman kimler ne yapmış, bugün kimler ne yapmak istiyor? Bunu anlamak için İlk patlamaya kısaca bir göz atalım ve o günkü Belçika ile bu günkü Belçika arasında; o günkü Batı ile bugünkü Batı arasında fark olmadığını görelim. 21 Temmuz 1905, İstanbul Yıldız Camisi’nin önü. Cuma çıkışı Padişah II. Abdülhamit, Şeyhülislam Cemalettin Efendi ile ayaküstü görüşme yapmaktadır. Yürüme 1 dakika 45 saniyelik mesafede büyük bir patlama, 70 santimlik çukur, 26 ölü, 58 yaralı! 17 araba tahrip, 20 at telef… II.Abdülhamit, Ermeni gözlemcilerin yaptıkları uzun süreli keşif sonucunda belirledikleri, her seferinde 1 dakika 45 saniyede yürüyerek arabasına geldiği mesafeyi, ayaküstü sohbet nedeniyle henüz yürümediği için hayatta kalmıştır. Ondan önce Sultan Abdülaziz’in İngilizlerin tezgâhı ve yerli işbirlikçileri ile tahttan indirilerek bileklerinin kesilmesi suretiyle öldürülmesi ve kayıtlara “intihar!” olarak geçirilmesinden sonra bu kez de Abdülhamit’in suikastla ortadan kaldırılmak istenmesinin sebepleri ve hedefleri neydi; planlayan ve uygulayanlar kimlerdi? Mahkeme kayıtlarına göre, özellikle Ermeni komitacılar tarafından Sofya’da planlanan suikast için kullanılacak faytonları Viyana’da yapılan ve deniz yolu ile getirilip rüşvet karşılığı denetlenmeden yurda sokulan; özellikle yabancı pasaport taşıyan Ermeni tetikçiler tarafından icra edilen, arkalarında bu gün olduğu gibi Belçika başta olmak üzere Rusya, İngiltere, Fransa, Avusturya gibi birçok batılı ülkenin bulunduğu saldırının amacı ile son yıllardaki saldırı denemelerinin, ihtilallerin-darbelerin, idamların, suikastlerin hedefleri arasındaki ortak mantığı anlayabiliyor, ortak amacını tespit edebiliyor muyuz? Çoğumuz için bu sorunun cevabı hayır! O zamanki Belçika: (Murat BARDAKÇI anlatıyor- Hürriyet Gazetesi 4 Haziran 2002) “Abdülhamit saldırısını yapan terör ekibinin başında Charles-Edward Jorris isminde Belçikalı bir anarşist vardı. Jorris yakalandı ve mahkemeye çıkartıldı. Suikastı hazırlayan örgüt oldukça genişti. Jorrisʹten başka, Rusyaʹdan gelen Kristofor Mikaelyan ve kızı olarak tanıttığı Robina, Hacı Nişan Minasyan, Mıgırdıç Serkis Garibyan, Karabet Ohanesyan, Vahram Sabun Kendiryan, Silviyoriçi, Sari Torkom, Trase Yuvanoviç bu örgütün belli başlı üyeleriydiler. Duruşmalar birkaç ay devam etti. Karar celsesinden bir gün önce, 17 Aralık 1905’te Belçika’nın İstanbul’daki Büyükelçisi zamanın Osmanlı Dışişleri Bakanlığı’na bir nota gönderdi ve terörist Jorris’in mahkum edilmesi halinde kendilerine iade edilmesini isteyeceklerini bildirdi. Büyükelçi iade talebini İstanbul’la Brüksel arasında 3 Ağustos 1838’de imzalanan “Kapitülasyon Antlaşması” nın 8.maddesine dayanarak yapıyordu. Mahkeme bu notanın verilmesinden bir gün sonra, yani 18 Aralık’ta kararını açıkladı ve Jorris’i idama mahkum etti. Belçika Büyükelçisi ise Bab-ı Ali’ye (hükümete) hemen ertesi günü bir daha başvurup terörist Jorris’in iadesini hiç sıkılmadan yeniden talep etti.” Yani Belçika, bir başka ülkenin devlet başkanına suikast düzenlemiş olan teröristi koruma altına almak istiyordu. Fehriye ERDAL’ı ve daha nicelerini korudukları gibi... o günkü Belçika ile bu günkü Belçika birbirine benzemiyor mu? Tıpatıp aynı. Yani ikiyüzlü tutumları hiç değişmemiş. “Osmanlı Hükümeti, terörü padişahın hayatına kastedecek derecede ileri götüren Belçikalı anarşisti geri vermemek için uzun zaman direndi. Abdülhamit idamı (Abdullah ÖCALAN için yaptığımız gibi!) müebbet hapse çevirdi. Batı Dünyası, bu teröristin bir devlet başkanının hayatına kastettiğini göz ardı etmiş, Padişah ve hükümet üzerindeki baskılarını artırdıkça artırmış; bu günkü kampanyalar gibi Batı medyasında o zaman başlattıkları kampanyalarla Osmanlı hükümetini köşeye sıkıştırmış ve Abdülhamit için kendisini öldürmeye kast etmiş bir terörist olan Jorris’i serbest bırakmaktan başka bir yol kalmamıştı. O da öyle yaptı, teröristi Belçika’ya iade etmedi ama cebine pasaportunu koyup Avrupa’ya göndermeye mecbur kaldı.” Talat Paşa, 1921ʹde Berlinʹde ve Cemal Paşa 1922ʹde Tiflisʹte Ermeniler tarafından öldürüldüğü zaman, katillerinin serbest bırakılarak taltif edildiği gibi… Düşünebilenler için çok ağır bir durum değil mi? Bugün mahkemeye topluca gidip baskı oluşturan Konsolos beylerle o günkü konsoloslar beyler benzer görevi yapmaktadırlar. Bunu artık görmemek, ihanet derecesinde saflık olur! Bugün Türk Milleti Ermeni Komitacıları faaliyeti ile karşı karşıyadır. Kürt meselesi gibi gösterilmesi Kürtlerden faydalanmak içindir. Bugünkü PKK ve türevlerine, ülkemiz üzerindeki oyunlara ve yerli işbirlikçilere, bu gözle bu mantıkla bakmak gerekir! Çünkü hedef Türkiye’dir! Herkes konumunu, durumunu yeniden gözden geçirsin. Gün, “şuna kızdım, buna kızdım!” günü değildir. Unutulmamalıdır ki Abdülhamit’i devirenler ondan sonra Osmanlı imparatorluğunun tuz-buz olmasını önleyememişlerdir! Aynı şekilde Anadolu tuz-buz olursa; 1095ʹde Büyük Haçlı ordusu için asker toplayan Papa II. Urban’ın Fransa’da büyük bir kalabalığa hitaben verdiği ateşli vaazındaki, “Türkler, geldikleri Orta Asya bozkırlarına sürülmeli ve yok edilmelidir!” hedeflerine tamamen ulaşmış olurlar! Aman Allah’ım!
Kaynak: (Ş.G) - Şalpazarı Gündem Editör: Şalpazarı Gündem
Etiketler: Aman, Allah’ım!,
Yorumlar
Haber Yazılımı