Haber Detayı
25 Şubat 2016 - Perşembe 23:52 Bu haber 374 kez okundu
 
AĞA BENİ SAR / AĞASAR ( ARAŞTIRMA / İNCELEME)
BÖLGEDEN Haberi
AĞA BENİ SAR / AĞASAR ( ARAŞTIRMA / İNCELEME)

Osmanlı Salnâmelerindeki kayıtlara göre Şalpazarı’nda yüz elli yıla yakın bir süredir çarşamba günleri köylerden gelen halk tarafından alışveriş için genel pazar kurulduğu anlaşılmaktadır. Yörede eskiden keten ve kenevir dokumacılığının yaygın olduğunu bilinmektedir. Bu bölgede köylüler tarafından dokunmakta olan şallar, eskiden şehir merkezinde satışa çıkartıldığından bu yere, şal alınıp satılan yer anlamında ‘Şal Yeri’, halk deyişi ile ‘Şarin’ , bazı halk ağzında ‘Şayin’ daha sonra da “Şalpazarı” adı verilmiştir. ‘Şal Yeri’nde aynı zamanda çimşir(şimşir) kaşıkların satıldığını da biliyoruz. Yörede çimşir kaşıklarıyla ünlenen yerin adı, Çeğel’dir. Aşağıya aldığımız manide hem Çeğel’i, hem de Şalpazarı’na ‘Şal Yeri’ dendiğini göreceğiz: ‘Şal Yeri’nde satılu / Çeğel’iñ gaşukları // Aldı yârı elimden / Köyüñ bulaşukları. ‘Şal’, Farsça bir kelime olup; saf yünden dokunan, bele bağlanan, boyuna dolanan, başa sarılan veya omza alınan ince ve kıymetli kumaştır. Eskiden, Hindistan ve Acemistan/İran taraflarında imal ediliyordu. ‘Şalpazarı’nın ‘şar’ kelimesinden gelmiş olması da mümkündür. ‘Şâr’, yine Farsça bir kelime olup ‘şehir’, belde, kasaba’ anlamına gelmektedir.(Bkz.: Osmanlıca-Türkçe Ans. Lugat/ Türkçe Lügat). Haftanın belli bir gününde bütün köylerin alış-veriş yaptığı ‘şehir pazarı’ olduğu için o anlamda ‘Şarpazarı’, zamanla da ‘Şalpazarı’ denmiştir. Yaşlılar tarafından hâlâ Şalpazarı’na ‘Şaryeri’, Beşikdüzü’ne de, ‘Şarlı / Şarlı Altı Şallu / Şallu Altı’ denmektedir. Haftanın çarşamba günleri Şalpazarı ilçe merkezinde kurulan geleneksel pazar, bugün de devam etmektedir. Coğrafi yer olarak Ağasar, Beşikdüzü’nden denize döküldüğü yerde ‘Akhisar Deresi’ adını alan, ‘Ağasar Deresi’ boyunca Vakfıkebir-Eynesil arasından güneye doğru uzanan bölgeye verilen isimdir. Bu bölge, aynı zamanda Çepniler’in, Trabzon havalisinde yazılı kaynaklardan anlaşıldığına göre en yoğun olarak yaşadıkları yer olarak da ünlüdür. Bir rivayete göre Çepni Türkleri’nin ağasına, çok sevdiği hanımı; ‘Ağa bana sarıl! Ağa beni sar! Ağa sar!..’ diyerek sevgisini açığa vurmaktan çekinmezmiş. Dillere destan olan bu sevgi sözcüğü, daha sonra ‘Ağasar’ şeklinde bölgenin adı olmuştur. Diğer bir rivayete göre birçok aile bölgeye topluca göç ederken, Takazlı (Beşikdüzü) mevkiinde konaklamak istediklerinde sayılarının ne kadar olduğu sorulur. Onlar da, ağalarına; ‘Ağa say!’ derler. Daha sonra bu ifade, ‘Ağasar’ şekline dönüşür ve yörenin adı olur. Başka bir rivayete göre yöreye yerleşmek amacıyla gelen kırk aile, yörenin sahip olduğu coğrafyanın beğenilmeyen özellikler taşıdığını görünce geri dönmek zorunda kalmışlar. Geri dönüşlerinde bir grup köylü onlara, neden geri döndüklerini sorunca onlar da, elleriyle büyük bir kayayı göstererek; “Aha say” (tarıma elverişli değil, verimsiz); “burada yaşanmaz!” demişler. ‘Aha say’ ifadesinin zamanla ‘Ağasar’ halini aldığı söylenir. Bir söylenti de şöyledir: Bölgenin ağasının ayağı aksaktır. Halk zaman zaman; ‘Ağa aksak, ağa aksar’ şeklinde ifadeler kullanır. Bu ifadeler zamanla ‘Ağasar’a dönüşür ve halkın yaşadığı beldenin adı olarak kalır. Yine ağa üzerine anlatılan başka bir rivayete göre, yörede halka zulmeden, halkı canından bezdiren bir ağa yaşamaktadır. Bu duruma son vermek isteyen halk ayaklanır ve ağayı asar. Ağaya başkaldıran ve ağayı asan yöre insanına “Ağa asan” ismi verilir. ‘Ağa asan’ ismi, Türkçe’nin fonetik özelliklerine uyarak zamanla ‘Ağasar’ halini almıştır. Yöreye pek rağbet edilmezmiş. Bunun sebebi sorulunca da şu cevap alınırmış: “Uranıñ havası âsalu. Ne zaman ne olacağa bilinmez. Bi günde ayam yedi tefire döner. (Hava aynı gün yedi şekle girer) İşlerimiz ağsar(aksar)”. Bu sebeple ‘ağasar’ isminin ‘kararsız hava durumu’ anlamına gelen “âsalı hava” ifadesinde olduğu gibi “âsalı” kelimesinden geldiği söylenir. ‘Âsalı’ kelimesi, zamanla ‘Ağasar’ halini almıştır. ‘Ağasar’ isminin, Farsça bir sıfat tamlaması olması da muhtemeldir. Çepniler’in uzun zaman İran’da kaldıklarını, orada siyasi ve askeri faaliyetlerde önemli roller aldıklarını biliyoruz. Farsça ‘âb’ ya da ‘âv’, ‘su’ anlamına; ‘sar’ kelimesi de, ‘soğuk’ anlamına gelmektedir. Bu iki kelimeyle bir sıfat tamlaması oluşturulduğunda ‘âva-sar / âbasar’ bulunmuş olur. ‘Âvasar/âbasar’, ‘soğuk su’ anlamına gelir. Nitekim Ağasar Deresi, yılın her mevsimi soğuk akmaktadır. ‘Âvasar’ ismi zamanla ‘Ağasar’ halini almıştır. Bütün bu rivayetlerden sonra bizim kanaatimize göre ‘Ağasar’ kelimesi, ‘Akhisar’ kelimesinin değişikliğe uğramış halidir. ‘Ağasar Deresi’ olarak bildiğimiz derenin adı, Salnamelerdeki ‘Şarlı Nahiyesi Hakkında Ma’lumat’ başlığı altında ‘Akhisar Deresi’ olarak belirtilmiştir. Daha sonraları ve bugün bu dere, halk arasında ‘Ağasar Deresi’ namıyla şöhret bulmuştur. Dolayısıyla Ağasar sözcüğü Akhisar sözcüğünden dönüşmüştür. Akhisarı, “Sis Dağı’na Giderken” başlığını taşıyan yazımızda daha önce anlattığımız için burada tekrar ele almadık. Böylece şahsıma sıkça sorulan bir soruya daha açıklık getirmiş olduğumuzu düşünüyor; saygı ve sevgilerimi sunuyorum.
Kaynak: (İHA) - İhlas Haber Ajansı Editör: Hakan Yakın
Etiketler: AĞA, BENİ, SAR, /, AĞASAR, (, ARAŞTIRMA, /, İNCELEME),
Yorumlar
Haber Yazılımı